GARİP ÜSTÜNE ÜÇ YAZI

GARİP ÜSTÜNE ÜÇ YAZI

GARİP ÜSTÜNE ÜÇ YAZI

                                                                     UNUTULAN GARİPLİĞİMİZ

New York Devlet Üniversitesi’nin yerleşkelerinden (campus) biri de Binghamton’da. Ormanlar arasında, insana “tatlı huzurlar” sunan bir üniversite. Ya da bana acı düşünceler içiren. Sonbaharda, ağaç yapraklarının insanın başını döndüren renk kıpırtıları üzerine ipince yağmur yağıyor. İki yüze yakın akademisyen Eski Yunan ve Ortaçağ felsefesi üzerine tartışıyor. On kadar sınıfta, küçük topluluklara bölünüp konuşuyorlar. Afrika’dan, Asya’dan, Amerika’dan gelmişler. Konusunda ün yapmış, başarılı, deneyimli olanlarının yanında, doktorasını yeni bitirmiş ya da bitirmekte olan “çakı gibi” gençler de var. Düşünen, düşünmeye çalışan insanlarla birlikte olabilmenin coşkusu yüreğimi yakıyor.

Ben Türk kültüründeki “garip” kavramı üstüne konuşacağım. Kanada’da ders veren bir hoca, konuşmamın başlığını görünce soruyor: “Hangi anlamıyla garip? Dünyevi mi yoksa tasavvufi mi?” “Dünyevi” diyorum. Tasavvuftan beslenen bir dünya garipliği.

Düşünüyorum: Ne anlatabilirim dünyaya, bizdeki gariplik hakkında? Üstelik garipliği yeterince çalışmamışım. Yeter mi ömrüm? Şimdilik, gariplik için aklımdan geçenler şunlar:

Garip, kültürümüzden bir “tip” (Max Weber anlamında, belki!). Özelliklerini, dilimizdeki kullanışından yakalama olanağı var. Wittgeinstein anlamında değişik “dil oyunlarını’’’ gözden geçirebiliriz. Folklordan, edebiyat metinlerinden, İslam düşünürlerinden öğreneceğimiz çok şey var. Burada ayrıntılı bir çalışmaya girişmeyeceğim. Amacım, kalın çizgileriyle kültürümüzdeki garibi çizmek. Bu çizgiler arasından dünyadaki durumumuz hakkında yorumda bulunmak.

Unutmuşum garipliğimizi. Yüzyıllar ötesine giden bu temel, bu çekirdek özellik, 1970’lerde Orhan Gencabay’ın sesinden “Hor Görme Garibi Onun da Allah’ı Var” olmuş. Garip, garipliğini yitirmiş. Köksüz, sığ, durmadan yakınan, fırsatını bulur bulmaz sınıf atlamaya hazır, dönülecek köşeleri dönmeye istekli, sırılsıklam dünya vatandaşı, kapitalist düzenin kendini bilmez oyuncağı olmuş. Düzen, garipliğimizi almış: Yaşamak için düzene uymaya, düzenin yakalayabildiğimiz olanaklarını sonuna kadar sömürmeye, düzen içinde palazlanmaya çalışmışız. Düzen, başımızı döndürmüş, dünyanın pılı pırtısı büyülemiş bizi, zulmü ancak bize yapılınca anlamış; dışımızda, bize rahatsızlık vereceğini düşünmediğimiz haksızlıklara gözümüzü kapamışız. Gözümüz, insan olmanın zorlu yollarına, içimizde yürünmesi gerekli derinliklere kapalı kalmış.

Şimdi, batılının “üçüncü dünya” ülkeleri dediği ülkeler arasında sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Avrupalı olmaya can atıyoruz. Ekonomik yoksulluktan kurtulmaya, çevremizi saran siyasal ve askeri tehditlerle baş etmeye çabalıyoruz. Bu arada birbirimizi yemeyi de unutmuyoruz.

Görünüşte hem ekonomik hem siyasal açıdan garibiz. Yalnız ve yoksul. Oysa, garip değiliz: Bir an önce, zenginleşip, dünyada sözü dinlenir bir ülke olmak istiyoruz. Garip görünüşümüz bize utanç veriyor; dünyada, özendiğimiz ülkelerin “uygarlık düzeyine” erişmeyi umuyoruz. “Garipliğimizi yitirirsek, “kurtulacağımızı” sanıyoruz. Teşhis yanlış: Garip değiliz. İşte savım da buradan geliyor: Hatırlamamız gereken garipliğimiz var, kökü çok eskilere giden. Ahmet Yesevi’de, Yunus’ta ışıldayan. Garip gönlümüzde.

‘Garip unutkanlığı’ dediğim bu unutkanlık, bizi, kendimizi arayışımızda “kötü anlamıyla garip bırakıyor. Şaşkın. Köksüz Sığ. Taklitçi Düzen budalası. Garip unutkanlığı bizi maneviyatsız bırakıyor. Ülkemizde kendine “dindar” diyen birçok insanın, fırsatçı, uyanık, “basmakalıp mühendis kafalı”, “pozitif” oluşu bundandır. Muhammed Peygamber’in “dininizi bir garip gibi yaşayın” sözünü çoktan unutmuşlar; saldırgan, ikiyüzlü, yaptıkları her şeyi rasyonelleştirmeye, kitabına uydurmaya çabalayan ikiyüzlü kurnaz insanlar, öbür dünyayı garanti etmek adına, kültürümüzün manevi boyutunu sürekli örselemektedirler. “Çağdaşlarımız, garipliği aşılması gerekli bir geri kalmışlık olarak anlamaya eğilimliler! Sanat ve edebiyatta, kitaplarını batı dillerine çevirtmekten mutluluk duyanların elinde gariplik, “Esrarengiz Doğu” görünümüyle, “Turkish Lokum, Sish Kebap, Raki”ya dönmüş. İşte bu kafadaki adamlar Mevlana ve Yunus’u, turistik amaçla pazarlamaya çalışıyorlar. Tasavvufu, olanca inceliği ve derinliğiyle yaşayan cânlar, bilge sessizlikleri içinde susuyorlar. Garipliğin gariplere ihtiyacı var. Garipler, nicedir Vakko’dan giyinip, lüks arabalara biniyorlar.

Garip Kimdir, Nedir?

Peki nedir gariplik? En azından dört şeydir: Gurbette olma, yoksulluk, duygululuk, tuhaflık! Sözcükler yetmiyor, biraz daha açayım:

Garip “orada olan”dır. (Heidegger’ce: Da-sein!) Nerede? “Burada” değil! Alışılmış çirkef dünyanın, vıdı vıdıcı “herif ve “karı’ların (Heidegger’ce: Das man) dünyasında değil. Novalis, felsefe, bir yurt özlemidir (Heimweh), her yerde yurdunu, yuvasını aramaktır, diyordu. Garibin yuvası var mıdır? “Garip kuşun yuvasını Allah yapar” denmiştir. Novalis anlamında, felsefecilerin yuvası henüz yapılmamıştır. Tanrı, felsefecilerin yuvasını yapmak (onlara ceza vermek!) için, yuvalarını yapmamış olabilir. Felsefe nicedir gariplerin elinden alınıp, semiz memurlara verilmiştir. Bu dünyaya oturup da kalkamamışlar, yiyip içip, kavram cambazlıkları yapmakta, felsefeyi “ileri” götürmeye çabalamaktalar. (Ben de aralarındayım!)

Bu “orada”lık duygusu (Buna kök duygu diyelim, belki Almanca’da ‘Urgefühl’ denebilir!) dünyanın “bura”sını, “şimdisini görmeye yardımcı olabilir. Eski Yunanlı, “Theoria” ile biraz bunu  anlatmak istiyordu. Garip “el”dir, yabancıdır. İflah olmaz bir uyumsuzdur. Haddini bilen bir asidir. Ucuz teorilerle, bayağı sloganlarla, moda düşünce akımları ile başı dönmez. Arayıcıdır. Belasını da. Konuktur, bu dünyada. Gidici olduğunu bilir. Gider. Konaklar. Yerleşmez. ‘Post-modern’lerin ‘nomad’ından göçebesinden değildir. Garip post-modern değildir. Garip bir “tip”dir, demiştim; şimdi kuşku duyuyorum: Garip tipleştirilmeye karşıdır. Bir paradokstur o, sevilen bir deyimle, çelişkidir: Dört köşeli üçgendir. (Böylelikle, Oklid Geometrisinden ve modernliğin “demir kafesinden” kurtulur.)

Gurbet “garip” sözcüğüyle çağrışım yapıyor, dilimizde. Garip, gaipte olan da değildir. Gaipte olanlar hiçbir zaman garibimize gitmiyor. Hemen satın alıyoruz onları. “Gaipte pişer, bize ne düşer” denmiştir.

Gariban, şaşkın değildir. Garipler, sürekli dönüşümler yaşayan yolculardır. Acılı deneyimlerinden öğrenmişlerdir. Garip, öğrenebilen, tecrübeye, yaşantılara açık biridir. Değişmekten korkmaz. Değişim, onu garipliğin dışına, “buraya”, uyanıklar dünyasına itse de.

 Garip ‘entel’ değildir. İçindeki kök duygu, onu, entelektüellerin bozulmuş dünyalarından alıkoyar. Yazık ki enteller, benim burada yaptığım gibi, garipliği “pazarlamaya” kalkışabiliyorlar.

Garip: Yoksuldur. Hani Yunus’un öldüğünde soğuk suyla yıkanan insanı gibi. Toplumsal sınıfı belirsizdir. Batılı onun kıyıda, bir ‘marjinal’ olduğunu düşünebilir. Marjinal, öğrenilmiş kavramlar dünyasında, kendi iç dünyasına inanmadan, salt entelektüellik ya da sözde ideolojik ya da anarşi düzeyinde kalıyorsa, gariplikten yoksundur.

Garip, toplum içinde, kendine biçilen giysiyi giymekte zorlanır. İktidarla ilgisi bu açıdan ilginçtir. Belki iktidarların en fazla çekinmesi gerekli insanlardandır. Dünya öküzün boynuzları üzerinde değil, gariplerin omuzları üzerinde durmaktadır. Sokrates garip, Herakleitos garip, Newton, Einstein, Marx garipti.

Garip, özerk bir iç aleme sahiptir. Duyguludur. Orhan Veli, İstanbul’un ortasına sinemayı kondurduktan sonra, “garipliğim, yoksulluğum, söylemeyin anama!” demiştir. Analar, çocukların garipliğini istemezler. Yuva yapan dişi kuşlardır. Yine çocuklarından bazıları garipleşir, hüznü yaşar; “tarifsiz kederler” içinde algılar dünyayı. Çünkü, duyguları “buranın” dünyasıyla evcilleştirilmemiş, tüketim sarhoşluğu ile “anesteziye” uğratılmamıştır. Duygulu ve duyarlıdır. Yaşantılara önem verişi ona dünyayı olanca genişliği ile açar. Duyumlardan, duygulardan gelen gerçeklik oklarına bağrını yiğitçe açar. Yaralanır. İncinir. Ama, kaçmaz, kin tutmaz. Duygularını saklayıp, bastırmaya kalkışmaz. Onları içten içe yaşayarak, tüketmeye çalışır. Küllerinin altındaki ateş hep canlıdır.

Garip, tuhaftır! Uzakta, yoksul, duygulu bu insan, tuhaftır. Tuhaflık, sosyolojik, sosyo-psikolojik özellik değildir. Ontolojiktir. Dünyaya karşı takındığı “tavır”da yatar bu gariplik. “Tavır” sözü psikolojik çağrışımlar taşıyor, buna, bizim kültürümüzden bir deyimle “hâl” diyebiliriz.

Dünyaya yönelişinde, iş dünyası ile “dış” gerçeklik arasında kurduğu ilişki ile gariptir. Kısaca; içinde, dışında, iç-dış ilişkisinde gariptir. Gariplik, bu anlamıyla egzistansiyalist filozofların “Angst’ı, “nausée”si gibi, insanın dünyayla olan bağında, dünyaya karşı ayakları üzerinde dinelişinde taşıdığı bir özelliktir. (Heidegger, buna kimi yazılarında “Stimmung” diyordu!) Dünyayı, garipliği ile algılar, yaşar. Garipliği ile gülümser, haykırır. Nietzche’nin sesi garibin sesidir, onu faşist yapan Batıdır, bir kısım Batı. Dilin şişesinde çığlıklar atan Wittgenstein, zamanın ne içinde ne dışında olabilen Ahmet Hamdi Tanpınar gariptiler. (Derrida’nın hınzırlığındaki garipliği erbabı bilebilir!) Levinas, garipliğini Musa Peygamber’in “neredesin?” sesinde duymuştu. Kemallettin Kamu, gurbeti içinde taşıyordu. “Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde.” Garip odur işte: Garipliği, varlıkla kurduğu derin ilişkinden, garip hâlinden, gariplik kök duygusundan gelir.

Garip, öteki insana bu yoksulluğu, bu çaresizliği ile yanaşır. Öteki, eğer Amerikalı bir ruh hekimi ise onu tedavi etmeye kalkar! Bir ekonomist ise, ona parasını nereye yatıracağını söyler. Siyasal bilimciler, onun belli bir sosyo-ekonomik yapının ürünü olduğunu sanırlar. Çağdaş insan garipliğinden tiksiniyor. Oysa çağımız gariplere muhtaçtır. Devrimi onlar yapacaklar. Che bir garipti! Yeter ki, garip üstüne düşünüp, onu ciddiye almayı öğrenelim.   Modern   ve post-modern insanın kof böbürlenmelerine, garip sabırla gülümsemektedir. Bu düşüncelerimi söylemiyorum, toplantıda. Konuşmamı yapacağım sınıfa, oturum başkanı olan arkadaşımla giriyoruz. Kimseler yok. Bekliyoruz, kimseler yok. Garip üstüne düşüncelerim, içimdeki gariplikte yankılanıp susuyor. Arkadaşımla boş sınıfın elektriklerini söndürüp çıkıyoruz. İçimdeki ses, odadaki karanlığa garipliği anlatıyor.

 

GARİPSEDİĞİMİZ GARİP

 

Bir yazımda anlatmıştım: Amerika'da uluslararası bir felsefe toplantısında" Türk Kültüründe 'Garip' Kavramı" üstüne konuşacaktım. Oturum başkanı arkadaşımla salona girdiğimde, salonda kimsenin olmadığını fark ettim. Diğer iki salonda ünlü felsefecilerin konuşmalarını dinlemeye gitmişti herkes. Donakaldım. "Garipliği" yaşadım, bir kez daha. Sonra gitti şaşkınlığım, doğal geldi bana bu durum. Türkiye'den garip bir adamın Türkiye'deki garip anlayışını kimse merak etmemişti. Türkiye'deki arkadaşlarım, siz okurlarım, hiç merak ettiniz mi? "Gönül" kavramıyla birlikte, "gariplik" yıllardan beri düşünüp, yaşadığım bir kavram.

Garipliğin fark edilmemesi garipliğe yakışmıyor. Arapça bir sözcük. "Garabe" fiili, terk etmek, ayrılmak, yabancı, tuhaf olma, batıya doğru gitme (Garb: Batı, Gurub: Güneşin batışı!), yurdundan uzak olma, "gurbete" gitme gibi anlamlara sahip. Garib, bu fiille ilişkili, yabancı, acayip, tuhaf, şaşırtıcı, eğlendirici, anlaşılması zor, belirsiz, alışılmadık... demek Arapça'da (Hans Wehr'in A Dictionary of Modern Written Arabic sözlüğünü kullanıyorum!) Aynı fiil, Batılı, Avrupalı olma anlamı da taşıyor: Kendi sılasından uzaklaşıp Batı yaşam tarzını önemseme. Arap, Batılı olmayı garipsiyor!

Türkçemizdeki garib, Yunus 'un, Karacaoğlan 'ın garibi daha duygusal, daha yalnız, yoksul, mahzun! Arapça'da pek vurgulanmayan gariplik duygusallığı, insanımızın temel kültürel özelliklerinden. Türkçede garibin anlamlarını, bir açıdan, yedi öbekte toplayabiliriz. Garibi bir insan olarak düşündüğümüzde o: 1. Tuhaf biridir, alışılmadık. Dünyaya alışılmadık baktığı için. Düşünme, anlama, alışkanlıklar içinde yürümez çünkü; bilir bunu garip, Aristo'nun "hayreti" vardır onda. (Felsefe hayretle başlar!) 2. Bu tuhaflığı onun alışkanlıklar edinip, bir yere "yerleşip", oraya "kazık çakmasını" engellemiştir. Gurbettedir hep. Evinde bile. 3. Gurbete alışmış biri değildir. Yabancıdır, nerede olsa. 4. Tuhaflığı, gurbette oluşu, yabancılığı, onu yalnız kılmıştır. Garip yalnızdır. 5. Alışılmadık bir insan, alışılmadık bir yaşam onu yoksul kılmıştır. 6. Garip çaresizdir. Çare bulmaktan vazgeçmiştir çünkü. 7. Garip, duygusaldır, hüzünlüdür, dokunaklıdır.

Arapça aslına göre, bizim garibimiz düşündürücü farklılıklar taşıyor. Tuhaflık, gurbette olma, yabancılık, Arapça sözlüğün "garib" betimlemesine uyuyor. Yalnızlık, yoksulluk, mahzunluk, çaresizlik daha çok bizim dilin vurgusu olarak görünüyor. Yalnızlık garibliğin sosyolojik yanını, yoksulluk ekonomik; mahzunluk, psikolojik boyutlarını gösteriyor. Çaresizlik, sosyolojik, ekonomik, psikolojik boyutların tümünü taşıyor.

Garip, ilk elde sanılacağı gibi, pısırıklığın, dünyadan el ayak çekmişliğin yansıdığı bir insan tipi değil. Avrupa Birliği'nin kapılarında bekleyen Türkiye'nin çok zengin kültürünün içinde, yüzyıllarca can bulmuş bir kavram. Arapçada Batılılaşana garip denebileceğini söylemiştik. Bir yorumla bunu kabul edebiliriz: Türk kültürünün garipliğinin, yenilenme, canlanma, yaratıcı olma gerekliliğinin bir işareti olduğuna söyleyebiliriz. Tuhaflık ve duygululuk boyutu, farklılığımızdan gelen yaratıcı atılımımız için bir potansiyeldir. Kendi kültür zenginliğimizi henüz ortaya çıkaramadığımız için garibiz, ama çaresiz değil: Garipliğin çaresizliği alışıldık çareleri benimsememesindendir. Onurlu bağımsız, saygın Avrupalı olmak, onları taklitle gerçekleşmez. Kendi kültür zenginliğimizi gerçekleştirebilir, köklerimizdeki garipliğin aslında yaratıcı farklılıklar doğuran bir güç olduğunu ortaya koyabilirsek; bilimde, sanatta, felsefede Avrupalıya sözü olan bir ülke olarak girebiliriz aralarına.

Garipliğimizin kıymetini bilirse Avrupalı, kendi kültürüne seçenekler sunabilecek Türk kültürünün evrensel boyutundan beslenebilir. Bunun için, çoğunuza tuhaf gelecek ama, öncelikle kendi garipliğimizin kıymetini bilip, üzerinde düşünerek kültürümüze taze kan getirebiliriz.

 

GARİP, GARİP DURUYOR HAYATIMIZDA!

 

Garipler her çağda azdılar. Çağlarındaki haksızlığı, zulmü, ka­balığı anladılar. Hıyarları tanıdılar, onlara tahammül ettiler, anladı­lar. Garipler, tuhaf insanları olarak kaldı, çağlarının. Sınıflandırılamadılar. Saraydan da gelebiliyorlardı, sokaktan da. Bu dünyanın yabancılarıydılar; dikiş tutturamayanları. Elbette tutunamadılar. Her tutunamayan garip değildir ama, her garip, tutunamayandır. Ze­kâları, yetenekleri yetmediği için değil, yaşam mantıkları, bu dün­yanın yaşam mantığına uymadığı için 'dışarıda' kaldılar. 'Marjinal' değillerdi. Marjinallik 'entelektüel' vıdı vıdıların kendilerine yakış­tırdığı rütbeydi; entelektüel ise daha baştan garipliği yitirendir.

Garip, hasbî insandır, olduğu gibi olandır. Daha başka nasıl olunduğunu bilmeyen. Kendiliğinden: Öylece. Yalnızlığı belki ondandır. Yapayalnızdır. Çevresindeki insanlarla birlikte. İçine kapanık uyumsuz, suratsız biri gibi gelmez garip bana. İnsanlar arasın­da dolaşır. İşi gücü de vardır. Kravat bile takabilir. Kendini belli et­meyenlerdendir. Sıradan, basmakalıp görünür. (İsteyerek değil, gö­rüntüsü makyaj değildir.) Bildiğini zorlanmadıkça söylemez. İkide bir kendini ileri sürmez.

Kendisiyle karşılaştığı için, kendisiyle diyaloğu, iletişimi, mu­habbeti, hesaplaşması olduğu için hıyar insanın tam zıddıdır. Hıyarlar çoğaldıkça garipler azalır. Az oluşları elbette, hıyar nüfusunun artışı değildir, yalnızca. Garip, hıyarı, hıyar gibi göremez. Ol­gunlaşmamış, ham, sevilesi bir varlıktır hıyar. Garibin hıyarlarla bir zoru, bir derdi, bir alışverişi yoktur. Dünya bir gurbettir. İçinde gurbeti taşır garip. Hep yabanda, hep uzakta, hep bir başına, hep yapayalnızdır. İnsanları kırmamak için, istemediği görüntülere bürünebilir zaman zaman. Ticaretle uğraşabilir. Sporcu olabilir. Memurluk yapabilir. Hep iğreti durur, girdiği işlerde. Kendi gibi olan­lara rastlarsa, yalnızlığını paylaşmak isteyebilir. Büyük beklentile­ri, hırsları, tutkuları olmadığı için, hayal kırıklıkları yaşamaz. Ken­dini terk eden, sözünde durmayıp onu aldatan dostlarının ardından ilenmez. Kızmanın anlamsızlığını bilir. "Bütün insanlar nankör", "Herkes hıyar", "Türkiye batıyor" demez. İyimserdir. Umudu, iyimserliği, ahlâkıdır onun. Evrenin, tüm çirkinlikleri, çelişkileri, haksızlıkları, sömürüleri, içine alıp, yeni soluklarla yeni canlar or­taya koyacak mucizeler taşıdığına inanır. İnsana güvenir. Güveni, çâresizliğinin son durağıdır. Evrendeki varoluş hırsının yarattığı hasarı bilir. Bilinçlidir. Bilinçsiz, garip olamaz.

Garip, elbette garip edebiyatı yapmaz. Açık oturumlarda, kon­feranslarda, televizyonlarda 'garip' üzerine konuşup, geçimini sağ­lamaz. Garip, garip olduğunu, 'kendiliğinden' bilir. Benim gibi en­telektüel bozuntularının anlattığı gibi anlatmaz kendini. Çok satan kitapları imzalayan, ünlü insanlardan değildir.

Bu düzenin elinden nasıl kurtulmuştur? Kurtulmamaya çalışarak! Düzenle, 'garip', bir uyuma girmiş göründükleri için, düzen onları fark edememiştir. Nara atıp, kavga etmedikleri; kendilerini, inanç­larını, bilgilerini abartmadıkları; sevgilerin sıcaklığını duyup, hesabî yanlarını görmezden geldikleri; herkesi kendi farklılıkları içinde 'öyle' kabul ettikleri; içlerindeki sonsuzluğu keşfedebildikleri; sıradanlığı, basitliği, sığlığı, abartılmış bilgiçlikleri, kabalığı fark ede­rek, içlerindeki sonsuzluğu, dışlarındaki sonsuzlukla birleştirebil-dikleri; günlük tartışmaların, moda olmuş geçici görüşlerin, para­nın (yoksuldur garip!), ünün, her türlü darlaştırıcı bağımlılığın uza­ğında kaldıkları için gariptirler.

Kendilerinden bakabilirler. Kendi pencerelerinden. Kendi varo­luş zeminlerinden. Kavramlara bulanmış, yaşamda onlarla birlikte yaşamayan bilgileri, bilim adına, felsefe adına, teknoloji adına ya­pılan nice ukalâlıkları ince bir gülümsemeyle önemsemezler.

Garipler ne bankalarda yönetici ne yüksek düzeyde devlet me­muru ne herhangi bir üniversitede akademisyen olabilir. Olmak is­temezler. Elbette hiçbir gazetede köşe yazarı olmak akıllarından geçmemiştir.

Hiç garip gördünüz mü? Tarihte ve zamanımızda. Varlar. Belki bazılarımız onları uzaylı sanıp, taşlıyor olabilir.

 

 

01 Ocak 2024, 13:40 | 590 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*