FELSEFE SÖMÜRÜSÜ

FELSEFE SÖMÜRÜSÜ

FELSEFE SÖMÜRÜSÜ

 

Ortaçağ inceliklerin çağı. Zulmü, baskıyı, korkuyu unutabilirsek. İnceliği, dogmaları meşrulaştırma çabalarında yatıyor. İnancı üstlenmiş, yüklenmiş “aklın” giderek incelen, incelerek güç kazanmaya gayret eden “akıl almaz” çırpınmalarını görürüz bu çağda. Gazâlî’ye dek, Gazâlî'yle, Gazâlî sonrası İslam âleminde, Hıristiyan dünyasında theolog ve filozoflarca yüzyıllar süren düşünme çabası, “imana” aklın katkısını, desteğini sağlamak içindi.

Felsefe kullanıldı bu amaçla. Aristo, zaman zaman Platon; Eski Yunan düşünürlerinden, imana yer açan düşünce çatıları kuruldu. Felsefe bu dönemde ilginç bir serüven yaşadı. Ortaçağ felsefesi basmakalıp yargıların ötesinde, diri, yaratıcı incelmiş bir felsefedir. Elbette yeniden yazılmayı bekliyor. Düşüncenin imanla ilişkisinin acılarla dolu tarihi vardır; ama düşüncenin bu çarpışmada yıprandığını, çöktüğünü söyleyemem. İmânın da.

Meşrulaştırmaya kalkan felsefenin başına neler geldi? Nasıl dönüştü, değişti? Yorum bekliyor. Ben bu soruların yanıtlarını bilmiyorum. Sezgilerim var yalnızca. Şunu görüyorum şimdilik: Bu serüvenden yeterince ders alınmamıştır. Kabul gören ders kitapları, düşüncenin karşılaştığı setler karşısında kendisine nasıl akış yolları bulduğunu anlatmıyorlar.

Günümüze dönelim. Felsefenin ardçı, destekleyici; meşrulaştırıcı rolünün yanında (ortaçağ serüveni, ideolojilere destek çıkışlar...) öncü ve yancı işlevleri de oluyor. Öncülük Sokrates’te ilk örneklerinden birini oluşturuyor, Herakleitos’ta. Felsefe, eleştiriyor egemen düşünceleri, “at sinekliği” yapıyor, “çomak sokuyor”. Nietzsche, Kierkegaard, Heidegger, Derrida... Yapı bozma (Deconstruction) çabaları... Felsefenin yancı işlevi, bir yanıyla Mantıkçı Pozitivist’lerde görüldü. Bilimlerin Birliğini kurma çabası, bir örnek. Farklı araştırma, düşünme alanları arasında bağların kurulması. Husserl’le başlayan Fenomenoloji yaşama dünyası ile soyut, genel düşünce arasında köprüler kurmaya uğraştı.

Ülkemizde son zamanlarda tehlikeli bir eğilim görmekteyim. Düşünmeye çabalayan insanlar, inanışlarını ve dünya görüşlerini haklı kılmak için felsefeyi sömürüyorlar. Hegel, Yapısalcıllık, Post-modern düşünürler, Hermeneutik akım, Bilim Felsefecileri, onları oluşturan kültürel ve tarihsel serüven gözardı edilerek, kullanılmaya ça1ışıyor. Aydınlarımız, ne denli bilgili, ne denli “allâme” olduklarını kanıtlamak için, tez elden çevrilmiş Batılı örneklerin üzerine üşüşüp, ahkam kesiyorlar. Herkes filozof, herkes bilim hakkında, metin yorumu, dil-dünya ilişkisi, zihin-beden bağıntısı üstüne ahkam kesiyor. Amaç felsefi bir serüven yaşamak, anlamak araştırmak, anlamak değildir artık; amaç, kanıtlamaktır. Haklı olduğunu göstermektir. Kendilerine sağ, sol liberal diyenler kitaplar yazıp, düşünür adları sıralıyorlar.

Bir açıdan sevinilecek bir durum. Felsefenin önemini anladıkları için. Felsefe açık uçlu düşünme biçimidir. Düşünmenin kendi iç işleyişine dikkat etmeyi gerektirir. Buna aldırılmıyor. Önemli olan, işimize gelen düşünürü, işimize geldiği biçimde konuşturmak, söyleyeceklerimizi onlara söyletmektir. Bu yazım kısa bir yazı, örneklere gitmeyi düşünmüyorum. Bu yoldaki arkadaşları felsefeye çağırmak istiyorum yalnızca. Lütfen felsefeyi sömürmeyin. Böyle sömürücü, kullanıcı, zorlamalarla dolu tutum, bizi bir arayış gayreti olan felsefeden uzaklaştırır. Her arama “cehd” ister. Sabır, dikkat ve duyarlılık. Kültürümüz felsefeyle canlanmalı, heyecan fırtınaları yaşamalı. Kokuşmamalı. Felsefe, serüvenine bigâne olanları çarpar. Çarpmazsa da onlara bigâne kalır.

Bir kez, filozof tavrının uzağında kalarak, kavram yaratma, kavramların iç işleyişine uzak düşerek uğraşılan felsefenin kültürümüze yararı olamaz. Taklitçi1iğin, aktarmacılığın ne felsefeye ne de savunmaya kalktığınız dünya görüşüne bir faydası vardır. Felsefe yapmadan, felsefe geleneği ile hesaplaşmadan, onun kavramlarını içselleştirip yaşayışımıza katmadan, felsefeyi kullanmaya kalkma, sömürüdür. Felsefeyi ve kendimizi.

Savunmaya kalktığınız yaşama biçiminizi neden felsefeye bulaştırıyorsunuz? Ne umuyorsunuz ondan? Tek meşrulaştırma yolu mudur felsefe? Kant nasıl meşrulaştırdı inançlarını? Hegel nasıl? Marx? Heidegger?

Yazılan yazılarda içselleştirme olmadığı için, kavramsal yaratma sağlanmadığından, kavramlar uçuşup duruyor. Batılıya “bizde de felsefe var” demek istiyorsak, felsefe yapmalıyız. Kavram yaratmalı, yaratılmış kavramlarla hesaplaşabilmeliyiz. Birbirimize sadece ne kadar bilgili, ne kadar çalışkan olduğumuzu kanıtlamaya kalktığımızda felsefe elden gider. Taşralı filozof yamakları olarak harcanıp biteriz.

 

 

31 Ocak 2020, 02:24 | 771 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*