BİR BAŞINADIR ŞİİR, BİR BAŞINA VE YOLDA

BİR BAŞINADIR ŞİİR, BİR BAŞINA VE YOLDA

BİR BAŞINADIR ŞİİR, BİR BAŞINA VE YOLDA

      “Bir başınadır şiir. Bir başına ve yolda.”[1] Şiir bu, elbette bir başına ve yolda. Şiirin tenhalığını, üşütücü yalnızlığını çağdaş şairlerden Paul Celan duyabilirdi, Varlığın ve Dilin uçurumlar açan etkileşiminde. Şiiri şiir olarak bırakmak, şiirin kendi başına, yalnız kendinden destek alarak(einsam) yürümesine olanak sağlayacak bir duruşla durarak şiire. Lütfen şiire, şiiri, şiirin “dışına” atarak bakmayınız.[2] Şiiri kendi hâline bırakınız. Bunu yapabilmek için şiir olmanız gerekebilir. Olunuz. Bir başına ve yolda olabilirseniz.

      Şimdi işiniz zor, sizin yürüyüşünüz, şiirin yürüyüşüdür, artık. Şair! Kendini başkalarıyla karıştırma! Sen şiirsin artık. Demek ki şiirine müdahale edemezsin artık. Kendini yaşadığın gibi, kendini kendine bırakarak.

      Yürüyüş yolu dünya toprak düzeninin dışında. Maurice Blanchot ustama sorarsanız, şair kendinin de dışında[3], kendinin uzağında, yurdunun uzağında[4], şaşkın, dalgın[5] yol alır[6]. Şiir daima düz deyişlerin, sıradan günlük anlatımların ötesinde yer alır. Şairseniz şiirin götürdüğü yola basmakalıp, manzume pılı pırtısıyla gelmemelisiniz. Celan’ın dediği gibi poiein ve bunun gibi şeylerle gelmemeli insan[7]. Poiein, kuru bir “üretim”dir, şiirse bir “olma”dır, oluşmadır. Şiir yollarının çıkabileceği “alana”, “alanlara” adım adım şiire dönüşerek gidilecektir. Celan yürüyüş yönünü, “açık duran bir şeye, yaşanabilir, yanaşılabilir Sen’e doğru belki de, yanaşılabilir bir gerçekliğe doğru” olarak betimliyor[8]. Menzil’de “Sen” ve “Gerçeklik” var. Nasıl bir sen? Nasıl bir Gerçeklik?

      Betimlemelerinde belirsizlikler çoktur. Düz mantığa, düz söyleyişe sığmayan yoldayız çünkü: “…belki de şiir, sanat gibi, kendi kendini unutan bir Ben ile şu tekinsiz, yabancı olana gidiyor, kendini tekrar özgürleştirmek için- yine de nereye? Hangi yere? Ne ile? Ne olarak?”[9]

      Şiir olarak yürüyen şair, Celan’ın bir başka bağlamda söylediği gibi, “şiirin yeri için, özgürlük ve adım için”[10] arar, araştırır.

      Yürüyüşünde yalnızdır, ıssız, bir başına: “Kendi kıyılarına tutunarak, ileri sürer kendini.[11] Şiir, Soluk Dönüşümüne[12] yanıt verebilir, duyarlıdır Soluk Dönüşümüne. Soluğunuzu alma ve verme arasındaki o kısa zaman aralığında yaşanabilir dönüşüm: Belki, bu dünyada aldığınız soluk, verdiğinizde, başka bir soluk olarak sizi başka bir dünyaya, yolda bir başına olduğunuz dünyaya götürür sizi. Öyle bir soluk dönüşümüdür ki, zaman olarak sizi “’artık yok’tan ‘hâlâ var’a geri götürür[13].” Yokluktan çıka çıka yürürsünüz yolda. Şiir yokluktan çıkarandır. Yeniden yokluğa götürmek için. Bu yolculuktaki Gerçekliğe rastlamanın anlamını, yokluğu, hiçliği duymanın yaşantısını Celan’ın İLÂHİ’ sinde görebiliriz.

 

                                                                   İLÂHİ

 

                                       Hiç kimse bizi bir daha yoğurur toprak ve çamurdan,  

                                       hiç kimse tozumuzu görüşür.

                                       Hiç kimse.

 

 

                                       Ne kutlusun sen, hiç kimse.

                                       Senin aşkına

                                       çiçek açacağız.

                                       Sana

                                       doğru.

 

 

                                       Bir hiç

                                       hiçtik, hiçiz, hiç olacağız

                                       çiçekli kalacağız:

                                       hiç-,

                                       Hiç kimse çiçeği[14]

 

      Şiir, sözü, söyleyecek hiçbir şeyi olmadığı halde söylenen midir? Bu çok ucuz bir şiir anlayışı olsa gerek[15]. Celan’daki hiç, söylenecek olanın çok çok fazla olmasından kaynaklanan bir ötelemedir. Yolculukta karşılaştığımızdır, hiç. Bir gerçeklik yarasıdır[16]. Gerçeklik arayarak[17] yürüyen şiir yolcusunun bulduğudur.

      İLÂHİ, bir övgü şiiri bir anlamda. Mezmur. Hiç kimseye övgü. Kimdir hiç kimse? Sen’dir. Hani o, “açık duran bir şey” olan, “yaşanabilir, yanaşılabilir Sen”, yanaşılabilip, yaşanmaya çalışıldığında bir hiç olan, hiç kimse olan Sen. Bizi yeniden yoğuracak, tozumuzu tartışıp görüşecek, bizi, şiirlenen, kendini şiire bırakmış olanları yeniden yaratacak hiç kimse. Hiç kimse olmadan nasıl yürüyebiliriz şiir yolunda? Kendini unutan bir ben[18] ile yanaşılabilen bir Sen’e, yanaşılabilen bir gerçekliğe yürüyorum: Onun adı hiç kimsedir.

      Dua mıdır bu şiir? Bir isteği, arzuyu anlatıyor, dördüncü ve sekizinci satırlar arasında. Övgü var, önce hiç kimseye. Kutludur, o. Mübarektir[19]. Gücü vardır, tozumuzu görüşüp, toprak ve çamurdan yaratır bizi. Şiir yolunda herkes silinir. O, bu, bilindik, bilinmedik silinir. Hiç kimseye çiçek açıp, serpileceğimiz bir yolculuktur, şiir yolculuğu. Sen ve Gerçeklik: Hiçe doğru giderken hiçlenmişizdir. Çiçek açan hiçler olmuşudur artık. Doğadaki çiçekte hiçliği şiir yolculuğunda seyredebildiğimiz için, çiçek hiçlenmiş, hiç olarak çiçek açmıştır yolumuzda. Biz yolcular çiçek açarak hiç olmuşuzdur.

      Hiç’e dua edilir mi? Hiç’ten bir beklentimiz var mı? Yok. Hiç biziz. Şiir olan bizler. Her şey âleminde şair ya da şiir okuyucusu olalım fark etmez, mademki yürüyoruz, şiir olduk yürüyoruz, bir başınayız, tenha, ıpıssız, yoldayız. Hiçiz. Bu dünyada görünmeyiz. Şavkımız hiçliğe vurur, ışığında hiçliğin, gölge olur, çiçek açarız.

      Hiç’i yok edilmiş bir dünyadan sürüleli çok oldu. Derinliklerimiz yok oldu, Hiç dünyamızdan çekileli: Boş derinliklere mahkûm olduk[20]. Boş doluluklarla çevrelendik. Daha önce, şiiri tükenmiş bir yaşamın döşemiş olduğu oto yolda yürüyenlerin doluluklarıyla boşaldık. Şiir yolu ise sapa yoldur[21]. Var olmayan bir şiirden[22] yürüdüğümüz yolda açar hiç kimse gülü.

      Şiir bir nesne değildir, bir yerdir, sapa yoldan varılan bir yer. Orada şiiri yakalayıp, bir tanımlama, belirleme kafesine koyamazsınız. Şiir hep bir “başka”nın eşiğinde, “başka” ile etkileşim hâlindedir: “Şiir bir başka şeyi ister, bu başka şeye gereksinimi vardır, karşıtına. Arar onu, ona hak tanır.[23]” Bu başka bizi bir “başka”ya Sen’e götürür:

 

                                         

                                       AKINTILARINA kuzeyinde geleceğin

                                       attım ağı, ki sen

                                       tutuk doldurdun

                                       taşlara yazılmış

                                       Gölgelerle[24].

      Şiir yolunda karşılaşılmıştır Sen’le. Belki de bu Sen’e bakıp da şöyle denmiştir:

                                       Sen

                                       Gözünün olduğu yersin[25]

      Geleceğin kuzeyine, ıssızlığa, Hiç’e, oradaki kıpırtıya, oluşuma varmıştır şiir yolu. Sen’e doğru. Yol bir denize varmıştır. Bambaşka bir mekândır bu deniz. Hiçliğin açtığı alandaki dil denizidir belki. Şiirin hiç dili. Oraya atılmıştır ağ. Sen ile yardımlaşarak çekilir, kıyıya. Ağ hem denize, hem dile, hem Sen’in katkısına atılmıştır. Sen, hiç kimsenin Sen’i, tedirgin, çekingen, tereddüt içinde, önüne atılan ağı taşlara yazılmış gölgelerle, dille, sözcüklerle doldurmuştur. Sen gözünün olduğu yerdir. Göz, ışığıdır, Sen’in[26]. Işığının vurduğu kayaların gölgesi, sözcükler olarak taşlara yansımıştır. Sözcükler, Sen’in gözlerinden çıkan ışınlardır. Güneş vardır, Sen’de. Hiç’in yolu Sen’e çıkar. Işığa ve gölgelere. Şiir yoldadır. Bir başına. Sen’e. Sana. Sen şiire gönlünü vermiş, şiir olmuş, şiir yolcusuna.

                                                                                                            --------------------

                                                                                                            Mayıs 2010,Ankara


[1] Das Gedicht ist einsam. Es ist einsam und unterwegs. (Paul Celan, Gesammelte Werke, derleyenler Beda Allemann, Stefan Reichert. Frankfurt: Suhrkamp, 1983; cilt 3, s.198. Yazıda bu kitap GW olarak kısaltılacak. Bu yazıyı yazmamda esinlendiğim kitap, Gadamer’in Celan Yorumlarının bulunduğu şu yapıttır: Gadamer, H.G.; Heinemann, R.; Krajewski B, Gadamer On Celan, “Who am I and Who Are You” and Other Essays, New York: State University of New York Pres, 1997.

[2]Das Gedicht behauptet sich” diyor, Celan.(GW3,s.197) Bu söz, bir açıdan, “temeli kendindedir şiirin, geri çekilmez, durumunu korur, direnir, davasından vazgeçmez, sebat eder” olarak yorumlanabilir.

[3] Hors de lui-même

[4] Hors de son lieu natal

[5] égaré

[6] Maurice Blanchot,  L’espace littéraire, Paris: Editions Gallimard, 1955, s.318.

[7] Man kommt uns hier nicht mit “poiein” und dargleichen.(GW3,s.172)

[8] Çeviriyi biraz yorumlayarak yaptım, okur metnin aslıyla karşılaştırabilir: Auf etwas Offenstehendes, Besetzbares, auf ein ansprechbares Du vielleicht, auf eine ansprechbare Wirklichkeit. (GW3,s.186)

[9] Vielleicht geht die Dichtung, wie die Kunst, mit einem selbstvergessenen Ich zu jenem Unheimlichen und Fremden, und setz sich-doch wo? Doch an welchem Ort? Doch womit? Doch als was? –wieder frei? (GW3,s.193)

[10] Um des Ortes der Dichtung, um der Freisetzung, um des Schrittes (GW3,s.194)

[11] Das Gedicht behauptet sich am Rande seiner selbst (GW3,s.197)

[12] Dichtung: das kann eine Atemwende bedeuten (GW3, s.195) Atemwende, Soluk Dönüşümü, olmadan yaşanamaz şiir.Alışıla gelen dünyada solursanız, şiir ulaşamaz hücrelerinize. Soluğunuzu dönüştürmeniz gerekir.   

[13] Aus Schon-nicht-mehr in sein Immer-noch zurück.

[14] PSALM// Niemand knetet uns wieder aus Erde und Lehm,/ niemand bespricht unsern Staub./ Niemand.  //Gelobt seist du, Niemand/ Dir zulieb wollen/ wir blühn./ Dir/ entgegen.// Ein Nichts/ waren wir, sind wir, werden/ wir bleiben blühend:/ die Nichts-, die/ Niemandsrose.

[15] Amerikalı şair John Cage şiiri şöyle tanımlıyor:

                                                                                          I have nothing to say

                          And I am saying it                                                               and that is

         Poetry.

                                                                                          Söyleyecek sözüm yok

                          Ama söylüyorum                                                                   işte bu

         Şiir.

      “Lecture on Nothing” (“Hiç Üstüne Ders”) adlı şiirden: Silence: Lectures and Writings, Middletown, CT: Wesleyan University Press, 1961, s.149.

[16] Wirklichkeitswund

[17] Wirklichkeit suchend

[18] mit einem selbstvergessenen Ich

[19] Gelobt

[20] La profondeur vide

[21] der Umweg

[22] GW3, s.199

[23] Das Gedicht will zu einem Anderen,es braucht dieses Andere, es braucht ein Gegenüber. Es sucht es auf, es spricht ihm zu. (GW3, s.198)

[24] IN DEN FLÜSSEN nördlich der Zukunft/ werf ich des Netz aus, das du/ zögernd beschwerst/ mit von Steinen geschriebenen/ Schatten.

 

[25] Du bist/ wo dein Aug ist (GW1, 219)

[26] Almancadaki göz anlamındaki das Auge , Eski Yunancadaki augê olarak alındığında güneş ışığı anlamını alır.

04 Şubat 2020, 20:30 | 740 Kez Görüntülendi.

Yazı Detay Reklam Alanı 728x90

TOPLAM 0 YORUM

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Sen Ol.

YORUM YAP

Lütfen Gerekli Alanları Doldurunuz. *

*